Yıllar önce aklımdan geçenleri yazmaya başlamış, ama bazı nedenlerle ara vermek zorunda kalmıştım.

Aradan geçen yıllar, gelişen olaylar ve gelişen ben ile birlikte, yazma isteğimi arttırmakla kalmadı, kendimce zorunlu hissetmeme de neden oldu.

Neden zorunlu, ne gerek var ki, diyeceksiniz, biliyorum.

Bu güzelim ülkede yaşayıp da, elimden gelen bir şey yok demek istemediğim için, elimden gelebilecek en basit yolu tercih ettiğimi söylesem, yeterli açıklamayı yapmış olur muyum?

Her ne sebeple olursa olsun, insan elinden gelebilecekleri yapmıyor, sadece oflayıp puflayarak günlerini geçiriyorsa, bugünün anlamını kavrayamamış demektir. Malum ya, bugün 10 Kasım 2015. Elinden geleni yapanların liderinin, fiilen kaybının yıldönümü. Fiilen diyorum, çünkü düşünceleriyle hala aramızda ve ne yazık ki, hala söylediklerinden ders alamamış kalabalık bir hain grup tarafından yerle bir edilmeye çalışılıyor.

Bildiğiniz gibi, günün erken saatlerinde, bazı kendini bilmez amerikan uşağı tarafından kötü sıfatlarla anılmıştı. Büyük zevkle şikayet etmeme rağmen, sonucun değişmeyeceğini, onlara göre minik bir para cezasıyla kurtulacaklarını tahmin ediyorum. Ama vicdanımızda VATAN HAİNİ olarak damgalandılar. O Vatan Hainlerinin derslerini yargı yoluyla vermek gibi bir kolay çözüm de var aslında… Ama ne yazık ki, yargı da onlarla oluşturuluyor ve “Kimi kime şikayet edeceğiz?” sorusunu akla getiriyor.

Bu sorunun yanıtını bulabilmek zor. Ama Adnan Menderes ile başlayan, Turgut Özal ile süren ve şimdi de RTE ile son noktası konacak olan vatana ihanet çabalarının sonunun geldiğini görememek, ancak aciz ve cahil insanlara mahsustur.

İlkinden yargıyla kurtulduk. İkincisini görev verenler, görevinden aldılar. Sıra üçüncüsünde… Ama onu görev verenlere bırakmayıp, kendimiz halledelim istiyorum. Biliyorum, benim gibi düşünen çok kişi var. Ama sırayla… Herkes acısını bir şekilde çıkaracak.

İlk günden, ilk yazıdan, hatta ilk kelimelerden başlayarak, neleri anlatmak, neleri yapmak istediğimi anlamışsınızdır. Umarım yazabilirim ve siz de okursunuz.

Sonraki yazılarda, umarım daha eğlenceli konularda yazabilme şansını bulurum.

Yine, yeniden ve her zaman görüşelim.

 

İ. A. SARIER