Harp Okulundaki ilk eğitim kampımızdı. Bize silahlar hakkında bilgiler verilir, nelerin yapılacağı ya da nelerin yapılmayacağı konusunda yaşanmış olaylar anlatılırdı.

Yine böyle bir günde, ayrıldığım sıralarda Üsteğmen olan, ama o sıralarda henüz Teğmen rütbesinde olan komutanımız, zorunlu askerliğini yapmakta olan Anadolunun bağrından kopup gelen o saf insanlardan örnekler verirken, tüfeğin parçalarının isimlerini anlatmış. En son olarak da, namlunun en ucunda bulunan ve ateş edildiğinde, merminin çıkardığı alevi engellemeye yarayan bir parçadan bahsetmişti.

Anadolumuzun o saf ve temiz delikanlılarından bir kısmı anlamamış, birbirlerine bakıyorlarken, arkadan birinde hiç hareket olmamış. Birbirlerine bakan mehmetçiklerden biri, diğerlerine sormak yerine, komutana sormayı denemiş ve arkadaki gururlu ve "ben anladım" diyerek bakan gözlere sahip mehmetçik olaya dahil olmuş; "Komtanım, Alafortanfuni di mi?" deyince, Bizim Teğmen de bozuntuya vermeden, evet demiş.

Bize bunu anlattıktan sonra ekledi;

Ben onlara alafortanfuni demedim, Alev Örten Huni dedim.

O gün bugündür, benim için namlunun ucundaki aparatın adı; Alafortanfuni'dir.